ANKARA'DA "KIZILCA GÜN"

Birinci Dünya Savaşı sonrası 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti yenik sayılmış ve İtilaf Devletleri'nce mütareke hükümleri hemen uygulamaya başlanmıştı.
Osmanlı Devleti’nin merkezi olan İstanbul ile Urfa, Antep, Kilis, Adana, Mersin, İskenderun, Maraş ve Antalya işgal edildi. Bütün bu işgal hareketlerini fırsat bilen Yunalılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdi. Mustafa Kemal Paşa millet ile el ele verip ülkeyi kurtarabilmek için ilk olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geldi. 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’ni yayınladı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresini, 4 Eylül 1919’da ise Sivas Kongresi’ni topladı. Bu kongrelerde alınan kararlarda, milli iradeye dayalı hükümet kurulması ilk hedef olarak belirlendi. Tüm illere telgraflar çekilerek halkın kendi adına karar verebilecek temsilcilerin seçilmesi istendi. Seçilen bu temsilcilerin toplanacağı bir yer gerekiyordu. Ankaralılar, Mustafa Kemal’i ve halk temsilcilerini Ankara’ya davet ettiler. Ankara ilinin yurdun tam ortasında olması, tüm cephelere de eşit uzaklıkta olması sebebiyle Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı’nın en iyi Ankara’dan yönetileceği kanaatindeydi.
Atatürk’ün Ankara’yı merkez seçmesinin nedenleri; haberleşme ve ulaşım olanaklarına sahip olması, İstanbul’a yakın olması ve Batı Cephesine yakın olmasıydı. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyeleri, Ankara’da kalacakları yer olan Ziraat Mektebi’nde karargâh olarak belirlenen binaya yerleştirildi. Bugün Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde korunan “Atatürk Odası” Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi’nin Milli Mücadele’yi yönettiği yer olarak 6 ay süreyle kullanıldı.
TBMM’nin kuruluşu ve düzenli ordunun kurulup hazırlanması çalışmaları Ankara’da yapıldı.Tüm bu gelişmeler, Ankara’nın Milli Mücadele’nin merkezi seçilmesinin isabetli ve doğru bir karar olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü Ankara, Anadolu’nun merkezi konumunda, Anadolu şehirlerini birbirine bağlayan yollar kavşağında yer almaktadır.
27 Aralık 1919 günü Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Ankara’ya doğru yola çıktı.
Cuma günü Ankaralılar Namazgâh denilen tepenin üstüne toplanmışlardı. Bu yer şimdiki Türk Ocağı’nın bulunduğu tepedir. Burada iri Ankara kayalarından bir mihrap ile bir de yüksek bir taş sedir bulunuyordu. Mihrabın önünde cemaatle bir öğle namazı kılındıktan sonra, taş sedirin yanına üzerinde sırma ayetler dolu sancak dikildi. Ankara’nın meşhur tellallarından Ali Dayı gür sesiyle çarşıdan bağırarak geliyordu: "Mustafa Kemal Paşa geliyor! Herkes aşağı yüze insin!” (Atatürk ve Seymen Alayı-Enver Behnan Şapolyo).
Oğuz Türk töresi olan "Seymen Alayı" yalnızca devletin ve milletin buhran yaşadığı “Kızılca Gün” denilen zamanlarda tertip edilirdi. Seymen Alayı’ndan sonra da devleti ve milleti yaşanan buhrandan kurtaracak bir lider seçilirdi. Selçuk Bey ve Osman Bey tahta çıkarken de Seymen Alayı tertip edilmiş ve devlete yeni lider seçimi gerçekleştirilmiştir.
Milli Mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya geldiğinde "Seymen Alayı" düzenlenmiş ve "Seymen Efeler" tarafından karşılanmıştı. Efelerin arka sıralarında ise Ahiler (esnaflar), dervişler, Yörükler, gönüllü askerler, çevre il ve ilçelerden gelen halk ile Ankaralılar bulunuyordu. 700 yaya Seymen ve 3000 atlı Zeybek kıyafetinde Seymen yollara dizilmişti. Bu sahneyi Enver Behnan Şapolyo şöyle ifade etmektedir: “Bir millet tarihin karanlıklarına gömülerek yok olurken tekrar ne suretle doğuyor ve toplum vicdanı ne suretle galeyana gelerek, sinesinden bir önder yaratıyor, onu bugün görmek mümkündü. Bu yazdıklarımı okuyanlar, bilmeyenlere öğretsinler. Türkoğlu nedir? Oğuz töresince neler yaratmışlardır? Kendilerine bırakılan vatanın ne müşkül anlarda ve ne gibi büyük galeyanlarla meydana geldiğini okuyup anlasınlar. Ona göre millet yolunda böyle çalışsınlar diye gece durmadım, gece uyumadım, sizlere tarihi vakaları yeniden canlandırmaya, milli enerjimizi yükseltmeye çalıştım. Milli mücadelenin bütün bu safhaları mazlum milletlere örnektir. Onlar da dikkatle okuyup uyansınlar!”
Bu sahne karşısında Mustafa Kemal Paşa çok duygulanır ve hemen arabasından inerek kendisini karşılayan 700 Zeybek kıyafetli Seymen Efelerin ellerini tek tek sıkar ve sert bir sesle:
-Merhaba Efe’ler! Diyerek yüksek sesle onları selamlar.
Efe’ler hep bir ağızdan:
-Sağ ol Paşa hazretleri! Derler.
Mustafa Kemal Paşa:
-Arkadaşlar buraya niçin geldiniz? Dediğinde Efeler hep bir ağızdan:
-Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik!
Mustafa Kemal Paşa:
-Fikrinizde sabit misiniz?
Efeler tekrar bağırırlar:
-Ant olsun!
Böylece Oğuz Türk geleneği olan "Seymen Alayı" yine bir “Kızılca Gün”ü düzenlenmiş ve yurdun dört bir yanından gelen temsilciler ile Türk milleti kendisini bu “Kızılca Gün”den kurtaracak lideri seçmiştir. "Seymen Alayı" işte böylesine önemli töredir. Mustafa Kemal Paşa'nın 27 Aralık 1919'da Milli Mücadele’nin karargâhı seçtiği Ankara’ya gelişi sırasında, çevre il ve ilçelerden çok sayıda atlı ve yaya Seymenler ile halk karşılamıştı.
"Seymen Alayı Yürüyüşü" 27 Aralık 1932'de başladı ve 2010 yılına kadar devam etti Ankara "Seymenlik" müessesini yaşatan tarihi değerlerin, kurumların müesseselerin dimdik ayakta durduğu "Seymen, efe" olarak köklerine bağlılığı ile başkente yakışan özelliklerine bünyesinde barındırıyor.
"Seymen Beratı", "Seymen Kıyafeti", "Seymen Andı", Seymen Alayı" tüm bu kavramlar, Oğuz Türklerinin geleneğinden günümüze kadar ulaşmıştır. Bu gelenek, devletin ve milletin buhran yaşadığı “Kızılca Günler”de kurulan Seymen Alayı geleneği ile 27 Aralık 1919'da Ankara'da büyük bir heyecan dalgasına dönüştü. 10 Aralık 2010 yılında Ankara Valiliği tarafından yayınlanan bir genelge ile ne yazık ki bu gelenek yasaklandı.Atatürk’ün Ankara’ya gelişi ve Milli Mücadele’nin reisi seçilişini temsil eden "Seymen Alayı" Oğuz Türkünün bağrından gelen Türk birliği ve Türk devleti geleneğinin yasaklanması, Türk milletini yaralamıştır.
Bu yasak, yalnızca bir kültürel etkinliğin engellenmesi değil; Türk milletinin tarihine, hafızasına ve ortak vicdanına vurulmuş bir darbedir. Seymen Alayı’nı hedef almak, Milli Mücadele ruhunu ve bu ruhun dayandığı Türk devlet geleneğini görmezden gelmektir. Oysa bu topraklarda birlik, tarihine sahip çıkanlarla ayakta kalmıştır. Türk milleti kökleriyle barışıktır ve bu kökler yasaklarla değil, ancak saygıyla yaşatılır. Unutulmamalıdır ki tarihine set çekilen milletlerin geleceği de karartılır.
Nevin BALTA
0 Yorumlar