CEHALETİN SİLAHI, EĞİTİMİN YAS-I MATEMİ
OKULDA ŞİDDET NEREYE KADAR?
Dün Siverek’ten gelen haberle sarsıldık, Kahramanmaraş’taki acının üzerine bir yenisi daha eklendi. Bugün artık okullarımız, sadece bilgi yuvası değil; korkunun, endişenin ve maalesef şiddetin kol gezdiği mekanlar haline gelmiş durumda. Bir eğitimci olarak sormadan edemiyorum: Biz nerede hata yaptık?
Bu iki saldırı, tesadüf değil. Yıllardır biriken bir şiddetin patlaması. Bıçaklı saldırılar, öğretmenlere yönelik taciz ve darp olayları, Fatma Nur Çelik öğretmenimizin katledilmesi gibi vakalar... Hepsi aynı tablonun parçası: Okullarda disiplin çökmüş, güvenlik yok denecek kadar zayıf, öğretmen itibarsızlaştırılmış, veli ve öğrenci şiddeti normalleşmiş. Eğitim ve Öğretim yıllardır “S.O.S veriyor” gerçeği, artık kanla yazılıyor. “Güvenlik bir lütuf değil, zorunluluktur.” Okul kapısından giren her çocuk ve her öğretmen, can güvenliğinin olduğunu hissetmelidir. Bugün okullarımızda güvenlik zafiyeti, eğitimin önüne geçmiş bir engeldir. X-ray cihazlarından profesyonel güvenlik personeline kadar her türlü önlem, "eğitim ortamının ruhunu bozar" bahanesiyle ertelenemez. Canın olmadığı yerde canan (eğitim) olmaz. Okullar, elini kolunu sallayanın girebildiği değil, sadece ilim ve irfan peşinde olanların güvenle nefes aldığı kaleler olmalıdır.
Toplumun geleceği, öğretmenine el kaldıran, ona hakaret eden bir zihniyetin yetiştiği sistemde, matematik, fizik ya da diğer dersleri öğretmek beyhude bir çabadır. “Öğretmen, toplumun kutup yıldızıdır; o sönerse, toplum karanlıkta kalır.” Yıllarca sistematik olarak aşındırılan öğretmenlik onuru ve değeri, derhal iade edilmelidir. Bu sadece bir maaş meselesi değil, bir "hukuk ve saygınlık" meselesi de değildir; bu bir beka meselesidir. Öğretmenine değer vermeyen bir toplum geleceğini koruyamaz. Çünkü, öğretmen, toplumun en kutsal mesleğini yapıyor. Geleceği şekillendiriyor ama bugün itibarı yerlerde. Düşük maaş, şiddet tehdidi, idare ve veli baskısı, aşırı bürokrasi... Öğretmen "kutsal" diye anılıyor ama pratikte korunmuyor, değer verilmiyor.
"Zorunlu eğitim" dayatması ise bence radikal bir öneri... Belki de en radikal tartışmayı açmanın vakti geldi. Eğitim ve öğretim zorunlu olmaktan çıkarılmalı. Eğitimi sadece "diploma almak için katlanılan bir süreç" olarak gören, okulun koridorlarını çatışma alanına çeviren ve okumaya niyetli olmayan bireylerin zorla sistemde tutulması, gerçekten öğrenmek isteyen çocukların hakkını gasp etmektedir. Okumak bir hak olmalı, ancak başkasının eğitim hakkını gasp edenler için bir "zorunluluk" olmaktan çıkarılmalıdır. Okulu bir ıslahhane veya vakit geçirme yeri olarak gören anlayış, hem öğretmeni tüketmekte hem de şiddeti körüklemektedir. İşte bu yaşananlar şiddet, cehaletin en uç noktasıdır. Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar tesadüf değil, bir birikimin patlamasıdır. Eğer bugün, okullarda tam teşekküllü fiziki güvenlik sağlanmazsa, öğretmene şiddete karşı caydırıcı ve ağır yasal düzenlemeler gelmezse, eğitimin niteliği, "zorunlu süre" dayatmasının önüne geçmezse, daha çok yas tutarız. Bizler sınıflarımıza korkuyla değil, şevkle girmek istiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki bir öğretmenin sustuğu yerde, cehaletin sesi sağır edici olur.
Öğretmene sahip çıkmak, aslında kendi geleceğine sahip çıkmaktır. Ona uzanan eli cezalandırmak yetmez; o elin neden uzandığını sorgulamak ve o zemini ortadan kaldırmak gerekir. Ve en acı gerçek şudur: Eğer bir toplumda öğretmen kendini yalnız hissediyorsa, o toplum aslında kendi vicdanını da yalnız bırakmış demektir. Eğitim sadece müfredatla değil, ahlakla ayakta durur. Ahlakın çöktüğü yerde bilgi yükselmez. Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak, önce öğretmenin onurunu, okulun güvenliğini ve toplumun vicdanını yeniden inşa etmek zorundayız. Çünkü kaybedilen sadece bir öğretmenin güvenliği değil; bir neslin umududur. “ Bu yazı, güncel olaylar üzerine bir fikir jimnastiği ve toplumsal bir çağrı niteliğindedir.”
Selam ve Sevgiyle.
AYŞE AKTAŞ

0 Yorumlar